İLEDAK Başkanı Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu’nun makalesi “Covid-19: Vaatler ve Riskler - Bir Deneme” CEENQA’nın bülteninde yayınlandı



İLEDAK Başkanı Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu’nun  pandemi nedeniyle zorunlu hale gelen uzaktan eğitim üzerine kaleme aldığı makale “Covid-19: Vaatler ve Riskler - Bir Deneme”,  İLAD’ın da tam üyesi olduğu CEENQA’nın (Orta ve Doğu Avrupa Kalite Değerlendirme Kuruluşları Ağı) bülteninde yayınlandı. Prof. Dr. Nalçaoğlu’nun salgın koşullarında eğitimin dijital platformlarda sürdürülmesine ilişkin tespit ve deneyimlerini aktardığı makalesinde mevcut koşulların eğitime etkilerini de ayrıntılı bir şekilde değerlendirdi. Kriz anlarında eğitimin sürdürebilirliği açısından artık daha deneyimli olduğumuzu aktaran Nalçaoğlu eğitimin devamlılığına ek olarak kalite değerlendirme süreçlerinin de kısıtlar altında işleyişini sorguluyor.

 

Covid-19: Vaatler ve Riskler - Bir Deneme

Eğitim, Covid-19 krizinin etkilerinin oldukça güçlü hissedildiği alanlardan biri. Dünyanın dört bir yanındaki birçok okulda, sınıf eğitimi askıya alındı ve yerini "uzaktan eğitim" aldı. Aslında uzaktan eğitim, kriz öncesi dönemde tamamen bilinmeyen bir durum değildi. Aksine dijital dönüşüm sayesinde bazı kurumlar eğitim olanaklarına ulaşmak isteyen ancak çeşitli nedenlerle fiziki olarak bu imkana sahip olmayan insanlara ulaşmak için büyük bir çaba harcamışlardı. Ancak içinde bulunduğumuz süreçte uzaktan eğitim bir tercih olmaktan ziyade bir zorunluluk olarak karşımıza çıktı. Yani bu süreç bizi uzaktan eğitim olanaklarını kullanmak zorunda bıraktı. Ben bu yazı ile Korona koşullarında yükseköğrenimde kalite değerlendirmesi ve akreditasyon süreçlerinin işleyişini sorgulamayı amaçlamaktayım. Yine de okuyucuyu uyarmalıyım çünkü okuyucuya net bir cevap vaat etmiyorum. Zaten asıl görevimizin basit bir cevap bulmaktansa soru sormak olduğuna inanıyorum. Bu soru da açıkça şu şekilde: Bu beklenmedik durum kalite değerlendirmesini ve akreditasyonu nasıl etkiliyor?

Bilindiği gibi, kalite değerlendirme kuruluşları standartları belirlerler ve akademik kurumlar da akreditasyon almak için bu standartlara erişmeye çalışır. Standartların en önemlilerinden biri akademik programın içeriğiyle ilgilidir. Öğrenciler hangi dersi takip ediyorlar, teorik bilgiler pratik eğitimle ne ölçüde dengeleniyor, program öğrencilerin performanslarını nasıl ölçüyor ve değerlendiriyor vb.

Tüm eğitim uzaktan öğrenme moduna aktarıldığında, eğitim içeriği için ortaya konmuş olan bazı standartlar tamamen hükmünü yitirmiş olmasa da bir şekilde alakasız hale geldi. Örneğin İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı olarak ben iletişim eğitimi için “yaparak öğrenme” felsefesini bir zorunluluk olarak görüyorum. Korona koşullarında, bu felsefeye en azından kısmen bağlı kalınması için belirli önlemlerin alınması gerektiği açıktır. Yine de, yaparak öğrenme felsefesine sadece kısmen bağlı kalmak, akreditasyon komitesi başkanı olarak çalıştığım ILAD’ın belirlediği standartlara uymak için yeterli olmayacaktır.

Öte yandan Covid-19 süreci akreditasyon kurumlarını da etkiliyor. Karantina ve sürecin getirdiği kısıtlar saha ziyaretlerindeki hareketliliği ve toplantıları sekteye uğratmaktadır. Diğer bir deyişle, akademik kurumlar eğitim hedeflerini gerektiği gibi takip edemezken, akreditasyon kurumları da belirledikleri standartların kurumlar tarafından karşılanıp karşılanmadığını anlayamadıkları için performanslarını değerlendiremezler. Bu durumun iki sürece de etkisi olduğu görülmektedir.


İkilemin bir cevabı her şeyi ertelemek olarak karşımıza çıktı. Ancak bazı üniversiteler bunu yaptı. Dünyadaki birçok okul kapandı ve öğrencilerine koşullar düzeldiğinde geri gelebileceklerini söylediler. Ama şartların ne zaman düzeleceğini biliyor muyuz? Hepimizin bildiği gibi, cevap "hayır". Her şey medyada her gün dolaşımda olan bir aşı veya tedaviye yönelik tıbbi araştırmalardan gelen haberlere bağlı, dolayısıyla şatların ne zaman iyileşeceğini biz de bilmiyoruz. Bu bakımdan, ertelemek sadece bir yara bandı ve tam anlamıyla bir cevap değil. Eğitimin ertelenmesi durumunda akreditasyon süreci de ertelenecek. Ancak erteleme hakkında söylenecek daha çok şey var…

Ertelemenin neden benim sorumun tam anlamıyla cevabı olmadığı konusunda daha somut bir neden daha var. Çünkü Covid-19 krizinden sonra bile eskiden olduğu gibi öğretmeyeceğimizi biliyoruz. Yukarıda da söylediğim gibi uzaktan eğitim kriz öncesinde de halihazırda ciddi bir seçenekti. Aslında birçoğumuz bu süreçte sadece aksaklıklar yaşamadık, aynı zamanda bu süreci nasıl yöneteceğimiz konusunda muazzam miktarda deneyim de kazandık. Şimdi yeni akademik dönem için çalışıyoruz, çarpışmada yaptığımız hataları tekrarlamak istemiyoruz ve bu nedenle de akreditasyon kurumlarının yeni koşullara kendilerini uyumlandırmaları gerekiyor.

Eminim üniversiteler kendilerini her türlü olasılığa hazırlamaktadır. Bir tedavi veya aşı ortaya çıkabilir ve herkes herzamanki gibi işlerine geri dönebilir. Tam bir kapatma da söz konusu olabilir. Ya da hibrit bir çözüm, yüz yüze ders sayısının azalması, sınıf başına düşen öğrenci sayısının azaltılması vb. çözümler üretilebilir. Yeniden açılmamanın/kısmi açılmanın mali etkisi gibi konuları bir kenara bırakırsak, üniversite bütçeleri üzerinde, ya da hükümetlerin üstesinden gelmekte zorlanacağı siyasi olumsuz koşullar, bu iki alternatifin de ani etkisi eğitimin kalitesi ile ilgili olacaktır.

Bu sürecin olumlu tarafı, çevrimiçi öğretim ve uzaktan öğrenmenin sorunlarını artık biliyoruz. Kendi araştırmamız, öğrencilerin eskisi kadar öğrendiklerini hissetmediklerini gösteriyor. Benzer bir şekilde, çevrimiçi olarak öğretilen konular sınıf içi öğretime göre onları konuya daha az angaje hissettiriyor. Dediğim gibi deneyimlerimizden edindiğimiz bilgilerle yeni bir döneme hazırlanıyoruz. Bu açıdan baktığımızda akreditasyon standartlarının aynı kalması mümkün olabilir mi? Tabii ki hayır. Akreditasyon kurumları, bu sürecin koşullarının geçici önlemler olmadığını bilerek yeni koşullara uyum sağlamalıdır. Covid-19 koşulları umulandan daha uzun süre devam edebilir veya yeni bir salgın ortaya çıkabilir ancak edinilen birikim ve deneyimler okulların verecekleri eğitimin biçimini yeniden tanımlıyor.


Son sözlerim bir dileğim hakkında olacak. Üniversiteler ve bağımsız akreditasyon kurumları, yükseköğretim denen zorlu mücadelenin farklı iki tarafı değildir. Aksine, bunlar aynı topluluğun parçalarıdır. Bunu biliyorum, çünkü birçok okuyucum gibi benim de iki şapkam var. Ben yönetimsel sorumlulukları olan bir akademisyen ve aynı zamanda da akreditasyon komitesi başkanıyım. Bu iki görevin sağlıklı bir şekilde işlemesi için bu gerçeği kendimize tekrar tekrar hatırlatmamız gerekir. Aynı topluluğun parçaları olarak hedefimiz eğitimde kaliteyi sürdürülebilir bir şekilde artırmaktır. Covid-19 koşulları altında, bunu yapmak için süreçlerimize makul miktarda esneklik ekleyerek ve bunu durmaksızın güncelleyerek yapmalıyız. Bunu, hasar kontrolü için bir önlem olarak değil, kalite standartlarının bir gereği olarak yapılmasını diliyorum. Çünkü Korona virüsü ortadan kalksa bile beklenmedik biçimde hayatımızı tekrar etkileyebilir veya yeni ve beklenmedik başka etkenler “kaliteli eğitimin” ne anlama geldiğine dair anlayışımızı sarsabilir.

 

Halil Nalçaoğlu, İstanbul Bilgi Üniversitesi, İLAD

 

 

Prof. Dr. Nalçaoğlu’nun makalesinin bulunduğu CEENQA’nın Temmuz 2020 tarihli bültenine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

https://www.ceenqa.org/wp-content/uploads/CEENQA-Newsletter_July_2020_final.pdf



İLAD İletişim Araştırmaları Derneği, iletişim programlarının akreditasyonu konusunda Yükseköğretim Kalite Kurulunun verdiği Kalite Değerlendirme Tescil Belgesi sahibi ulusal bir kalite güvence kuruluşudur.
AKREDİTE PROGRAMLAR 2020

AKREDİTE PROGRAMLAR 2019